sertab erener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sertab erener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2008 Çarşamba

Bizim şarkımızı Ajda okuyacak

Zeynep Tunuslu, 1993'te kaybettiği eşi Uzay Heparı için "Uzay Eternal" adlı bir albüm hazırladığını söyledi. Müge Dağıstanlı ve Gülşen Yüksel'in sunduğu "Orada Neler Oluyor" programına katılan Zeynep Tunuslu, 1993'te trafik kazasında kaybettiği müzisyen eşi Uzay Heparı için "Uzay Eternal" adlı bir albüm hazırladığını söyledi. Sezen Aksu, Nil Karaibrahimgil, Ceza, Teoman, Funda Arar ve Sertab Erener'in olduğu albümde, 14 yaşındaki oğulları Kanat'ın da bestesi olduğunu söyleyen Tunuslu, "Şarkının sözlerini de ben yazdım. 'İstersen Uzanabilirsin' adındaki bu şarkıyı Ajda Pekkan okuyacak" dedi.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Pop yeni starlar çıkaramıyor

2000 yılından bu yana gençliği sırtlayıp götüren bir pop müzik sanatçısı çıkmadı Türkiye'de. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer hatta Erol Evgin hâlâ sahnede ve sanki eskiler olmasa popüler müzik olmayacak gibi...Sabah Pazar'dan Murat Meriç'in yazısı:

Bit pazarları yakın dönemde yeniden canlandı, nurlandı. Popüler müzik alanında eskiye epey bir rağbet olduğunu söylemek yanlış olmaz. 2000'li yılların başında eski şarkılar ortalığı kaplamıştı ve o zaman bunu, yeni bestecilerin çıkmamasına bağlamıştık. Herkes işin kolayına kaçıyordu: Eskilerden (tercihen Hababam Sınıfı serisinin müsamere sahnelerinde kullanılmış) bir şarkıyı albüme koyup, gerisini ıvır-zıvırla dolduruyorlar ve ne hikmetse kötü icra ve yoruma rağmen satıyorlardı. Henüz internet her yeri kaplamamış, bilgisayar kullanımı gelişmemiş, 'şarkı indirme' denen kavram memlekete girmemişti. Derken MP3 denen şeyle tanıştık ve bunun internette kolaylıkla bulunabildiğine şahit olduk. Bununla birlikte popüler şarkıların albümü sattırma devri sona erdi, iş maharete kaldı. Bu arada eski şarkıları dillerine dolayanlar birbiri ardına yok oldu. En basitinden, bir dönemin 'nostalji kraliçesi' Muazzez Ersoy'un adını artık zikreden var mı? Ya da Atilla Taş'ı hatırlayan?

AJDA VE AYNEN ÖYLE
İş maharete kaldı dedik ya, bu, piyasanın lokomotifliğini eski şarkıcıların üstlendiği manasına geliyor biraz da. Son dönemde çıkan, satan albümlere baktığımızda, yıllardır baştacı ettiğimiz şarkıcılarınkini üst sıralarda görüyoruz. Süperstar Ajda Pekkan'ın Aynen Öyle'si, sanatçının en parlak albümü değilken ve daha çıkalı çok olmamasına rağmen geçtiğimiz yazın albümü oldu. Aynen Öyle, bir önceki albümden iyiydi ama onu eski albümleriyle hatırlayan, dillere dolanmış şarkılarını bilenler için bir teselli mahiyetinde yalnızca. Yoksa, Pekkan diskografisinin vasat albümlerinden. Yine de bu yoklukta parladı ve 1 numaraya oturdu.

SEZEN AKSU, KONSER ŞAMPİYONU
Sezen Aksu'nun yaz başında çıkan Deniz Yıldızı albümüyse fazlasıyla sakindi. Dillere düşen bir şarkının olmaması albümün fenalığından değil, başta da söylediğimiz sakinliğinden, hatta kişiselliğinden. İnsanlar toplu halde şarkıları terennüm etmek yerine bu albümü evde yalnız başlarına dinlemeyi tercih etti. Yine de Sezen Aksu, açık ara bu yılın konser şampiyonu oldu. Verdiği bütün konserler hıncahınç doldu. Albümü çok satan, şarkıları dillere düşen Ajda Pekkan ise konserlerinde önde biriken, 'fan' kitlesi dışında büyük kalabalıklar göremedi. Nükhet Duru ve Nilüfer, bu yıl içerisinde birer single çıkarttı, adlarından böyle söz ettirdi. Eski şarkıları hatırına konserleri ilgi gördü. Yazın sürpriz ismi ise son dakikada çıkarttığı Sahici albümüyle Deniz Seki oldu -ki onun da yeni bir şarkıcı olduğunu söyleyemeyiz. Betül Demir, Bengü, (eski dönemleri hatırlatırcasına Ferdi Tayfur'un Yıldızlar da Kayar şarkısıyla adından söz ettiren) Tan, geçen yazın 'yeni' isimleri ama bunlar popun bir yenileşme içerisinde olduğunu kanıtlayacak güçlü isimler değil. Zaten öyle bir durum da yok ortada. Bas Gaza ile adından söz ettiren İsmail YK, daha ziyade Alamancı'ların desteğiyle kendine büyük bir kitle yarattı ama onu da pop sınırında değerlendirmek abes. Evet, popüler ama anladığımız anlamda pop olup olmadığı şüpheli. Kıraç ve Funda Arar, birbirlerine destek verdiler, popülerliklerini dizilerde seslendirdikleri şarkılarla sağlamlaştırdılar ama onlar da yeni değil. Zeynep Casalini ve Müfide İnselel ise yaptıkları onca başarılı işe rağmen büyük kitlelere ulaşamayan iki iyi isim. Ancak Mirkelam, Göksel, Nil Karaibrahimgil gibi nevi şahsına münhasırlar arasında anabiliriz onları.

HİÇBİRİ YENİ DEĞİL
Hande Yener, '90'lı yılların başında ortalığı kasıp kavuran Yonca Evcimik'in yerini aldı, işi çok daha ileriye götürdü. Artık ayakları yere sağlam basan, ne yapacağı merakla beklenen bir star. Tarkan, Metamorfoz'la beklentileri boşa çıkarttı belki ama hâlâ memleketin en büyük pop şarkıcısı. Kenan Doğulu, Mustafa Sandal ve Serdar Ortaç, onu takip eden isimler. Rafet El Roman'ı da bu yılın en çok satan albümlerinden birine imza attığı için bu isimlerin arasına eklemekte fayda var. Emre Altuğ ve Gökhan Özen ise, bir kuşak geride olmalarına rağmen bu ekibe dahil oldular. Dikkat ederseniz, saydıklarımızın hiçbiri 'yeni' değil. Dolayısıyla gençliği sırtlayıp götüren yeni birilerinin olduğunu söyleyemiyoruz. Nice ümitlerle ve büyük kampanyalarla piyasaya sürülen Murat Boz kof çıktı. Belki Keremcem'den söz edebiliriz ama o bile 'eskiler' arasına girdi.

SEBEP NEDİR?
Peki 'eskiler'in ortalığı canlı tutmasının, yenilere pabuç bırakmamasının nedeni ne? Bunu piyasa koşullarında, yapımcıların olaya bakışında da arayabiliriz elbette ama iğneyi onlara batırırken çuvaldızı kendimize döndürmekte fayda var. İnternetin cep telefonlarından bile ulaşılabilir bir mecra haline gelmesi ve istediğimiz şarkıyı anında bulabiliyor olmamız, biz alıcıları bir tembelliğe sevk etti. Albüm alanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Pek çok albüm sadece CD olarak basılıyor, kaset giderek unutuluyor. İnsanlar önce internet aracılığıyla meşhur oluyor, sonrasında albümünü çıkartıyor ama Evlerinin Önü Boyalı Direk'le adlarından söz ettiren Öykü-Berk ikilisi dışında bu işin kaymağını yiyen de pek yok. Daha da önemli bir sebep, artık çarpıcı şarkı yapılamaması. Çıktığı anda dillere düşen bir şarkı yok. Arada sivrilenler de iki ay içerisinde unutuluyor. Yazın ortaya çıkan, yazlık şarkılar yapan Ayşe Hatun Önal, Demet Akalın, Asuman Krause, Yıldız Kaplan gibi isimler bu söylediklerimizin ispatı. Bu isimlerin yolunu açan Petek Dinçöz ise artık 'eskiler' kategorisinde.

KALANLAR DA OLMASA HALİMİZ HARAP
Yakın zamanda yapımcıların yüzünü güldüren tek albüm ENBE Orkestrası'nın Ferhat Göçer, Ajda Pekkan, Sultana gibi isimlerle takviye ettiği albümü ama onu da sırtlayıp götüren tek bir şarkı (Kalp Kalbe Karşı). Alaturka neredeyse bitti, arabeski hâlâ eskiler sırtlıyor; Kibariye, Müslüm Gürses gibi isimler yorumculuklarıyla, Özcan Deniz, Emrah gibilerse değişimleriyle adından söz ettiriyor. Gülben Ergen, BKM desteğiyle yükseldi. Hülya Avşar ise şarkıcılığı neredeyse tümden bırakarak televizyonculuğa başladı. Geçtiğimiz yılın bütün kulvarlarda en çok satan albümüyse Shantel'in Disko Partizani'si! Bit pazarından söz ettik yazının başında; Odeon'un arşivini açması, eski şirketlerden Yavuz ve Türküola'nın kataloglarında yer alan albümleri birbiri ardına piyasaya sürmesi, Ossi gibi arşive yatırım yapan şirketlerin kurulması piyasanın sıkıntısından. Bir dönem, bütün eskiler birbiri ardına 'best of' çıkarıp, geri dönmeye kalkmışlardı. Kalan kaldı, diğerleriyse çoktan tarihe gömüldü. Bu kalanlar da olmasa halimiz sahiden harap.

KIRIKA, PİNHANI, HEPSİDurum elbette bu kadar vahim değil. Kırıka gibi bizi heyecanlandıran işler, Pinhani gibi memleket müziğinin yüzünü ağartan gruplar ve Yasemin Mori gibi sahiden çok iyi yeniler piyasaya çıkıyor. Ancak bunlar da bir avuç iyi dinleyiciye hitap ettiğinden, pop camiasında anılmaları abes kaçıyor. Yine de önümüzdeki yılların müziğini şekillendirecek isimler bunlar ve onları desteklememiz şart. Bütün bunlardan söz etmişken (farklı bir kulvarda olmasına rağmen) Hepsi grubunu unutmayalım elbette. Mete Özgencil'in bir projesi olarak ortaya çıkan dört şeker kız, çoktan taklitlerini yaratan bir grup haline geldi ve galiba son dönemde çıkmış tek iyi yeni proje bu. Üçüncü albümlerinde '90'ların hitlerini yorumlamayı tercih ettiler ama Birkiüç, MP3, 4 Yüz gibi grupların da önünü açtılar. Memleket popunun yenilenmeye ihtiyacı var mı bilmiyoruz ama dışardan baktığımızda bu arenanın da siyaset arenası gibi eskilerin elinde olduğunu dehşetle fark ediyoruz. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer hatta Erol Evgin hâlâ sahnede, yanlarında yetişen Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi, Levent Yüksel gibiler onların yanında, Mirkelam'dan Nil Karaibrahimgil'e uzanan bir ekip de bir adım geriden onları takip ediyor. Neyse ki Yasemin Mori gibi gümbür gümbür gelerek yerlerini şimdiden sağlamlaştıranlar var. Yine de, 2000'li yıllar biterken milenyumdan bu yana çıkmış yeni bir isim olmadığını görüp hayıflanmak mı gerek, yoksa "İyi ki bunlar var," demek mi; bunu zaman gösterecek...

11 Eylül 2008 Perşembe

Sertab "Otobiyografi" ile geliyor

Sertab Erener'in sanat hayatındaki 15.Yıl konserinden oluşan konser kayıtları DVD olarak Ekim ayında piyasaya çıkıyor. Hazırlıkları uzun bir süredir devam eden ve 11 Eylül 2007 tarihli Açıkhava konserinin görüntülerinden derlenen proje konser yanısıra içerdiği özel bölümleriyle de çok konuşulacak. Konserde Sertab'a düetleriyle eşlik eden Sezen Aksu, Demir Demirkan, Levent Yüksel, Özge Fışkın ve Nil Karaibrahimgil ile yaptıkları performanslar dışında Sertab'ın tek başına söyledigi parçalar da yeralıyor. Öte yandan DVD'nin müzik kanallarına dağıtılacak ilk videosu ise Sezen Aksu, Levent Yüksel, Sabri Tuluğ Tırpan ve Sertab'ın birlikte seslendirdiği "Masal" olacak.

29 Ağustos 2008 Cuma

İstanbul'u hayatından çıkardı

ABD’de yayınlanacak albüm öncesi gittikleri Bodrum’a yerleşen Sertab Erener, “Beni şehir hayatı beslemiyor” diyor. Milliyet Gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu'nun sorularını yanıtlayan sanatçı Demir Demirkan’la yerleştiği Bodrum günlerini anlatıyor:

Şov dünyasının kalbi İstanbul’da atıyor ama siz sevgiliniz Demir Demirkan’la Bodrum’a yerleştiniz, niye?

Aslında biz buna karar verdiğimizde Demir’le amacımız yaz - kış Bodrum’da yaşamak değildi. Bir albüm yaptım 24 Şubat 2009’da Amerika’da yayınlanacak. O albümün çalışmaları için gitmiştik. Üç ay orada yaşayınca dedik ki biz galiba bunu başarabiliriz.

Hangi mevsimin üç ayından bahsediyoruz?
Yazdı... Ama Bodrum çok büyük bir yer. Bodrum deyince hangi Bodrum’u kastettiğiniz de önemli. Türkbükü’nde kendini göstermekten bahsetmiyorum ben. Bayağı insandan kaçtık projesinin hayata geçmesinden söz ediyorum... Şehirden gına geldiği için yalnız kalıp, biraz izole olmak istedik. Motivasyonumuzu biraz daha güçlendirmek ve üretmek, iyi hava, hayvanlar, doğa adına gittik oraya... Ve çok da iyi ettik. Bu yaz sonu iki yılı doldurmuş olacağız Bodrum’da...

Hayvan derken çiftliğiniz mi var?
Yok yok.. Doğadaki hayvanları kastediyorum. Sincaptan tutun kertenkeleye, yaban domuzdan ineğe kadar her hayvan var. Kartallar uçuyor. Bizim de kedi ve köpeğimiz var...

Bodrum’un neresinde kurdunuz bu hayatı?
Bir köyde, ama köyden bağımsız bir yerde, köyün sonunda yaşıyoruz. Yakaköy diye geçiyor adı. Yalıkavak’la Bitez arası. Aslında Ortakent’in üstü. Bir müzisyen olarak üretmek istiyorsan bu şehir çok uygun bir yer değil. Bu şehir sadece senin konsantrasyonunu dağıtır, zamanını boşa harcatır. Kafanın bir yığın sorunla dolmasına neden olur. Kendinle baş başa kalabileceğin çok az zaman var bu şehirde. Sadece İstanbul değil bütün metropollerin sorunu bu. Burada bir yerden bir yere gitmek birkaç saatini alıyor, ama benim orada bir yerden bir yere gitmek beş dakikamı alıyor

Metropolün insanı yorduğu bir gerçek ama bir o kadar da besler. Onca eser üretildi bu şehirde... Şayet üretim bir sanatçının insanlardan izole bir hayat sürmesine bağlı olsaydı doldururlardı tüm sanatçıları F tipi cezaevlerinin hücrelerine ve “Sizden başyapıtlar bekliyoruz” derlerdi.
Bana öyle olmuyor. Beni şehir, metropol beslemiyor.

Bundan sonra bir şarkınızda İstanbul, Boğaziçi gibi sözcükler duyarsam külahları değişiriz ama...
(Kahkahalar) Bence beslendiğin damar çok önemli. Streslerden ve acılardan besleniyorsan ki birçok yaratıcılık acıdan çıkar ama bu günlük bir acı... Sana felsefik bir geri dönüşü olacak bir şey olduğunu sanmıyorum trafikte tıkanıp kalmanın. (Gülüyor)... Benim bir de geceden beslenme gibi bir yönüm yok. Hani geceden çıkayım da içeyim, sarhoş olayım, o sarhoşluğun yarattığı hisle bir şeyler yazayım...

Sizi besleyen ne?
Ben kitap okuyorum. Hayal gücümle besleniyorum. İnsan iç psikolojisiyle daha çok ilgiliyim. İnsanın iç yolculuk malzemesinden şarkı sözü yapmayı daha çok seviyorum.

Eurovision’da size birincilik getiren şarkının sahibi Demir Demirkan şimdiye kadar Batı’dan ne kadar telif aldı? Beklenen telifi kazandı mı?
Sistem hak ettiğin kadarını sana veriyor. Şöyle yanlış bir algı da var Eurovision birin-ciliğiyle ilgili. Eurovision’dan sonra trilyoner olduğumu sananlar olabilir ama bu gerçek değil. Ne Eurovision’un kendisi para ödülü verir, ne de tek parçanın telif geliri sanıldığı gibi büyüktür. Sadece şanın yürür. Bunu ancak konser anlaşmaları yaparak artıya çevirebilirsin ki ben bunu da yapamadım. Çünkü ardından bir yıl boyunca albüm ve promosyon turundaydım. Treni kaçırdık yani...

19 Ağustos 2008 Salı

"Burcu Güneş On The Club"

Türk Pop Müziği'nin güçlü yorumcularından Burcu Güneş, "Ben Ateş Ben Su" isimli son albümünde yer alan 5 şarkının remixinden oluşan, "Burcu Güneş On The Club" isimli remix albümüyle müzik marketlerde yerini almaya hazırlanıyor. Toplam 12 şarkının bulunduğu albüm, 18 Ağustos'ta Seyhan Müzik etiketiyle sunulacak. Daha önce de çeşitli defalarca medya tarafından karşılaştırılan Burcu Güneş ve Sertab Erener'in hayranları arasında ise bu kez başka bir tartışma gündemde. Geçtiğimiz yıl "Sertab Goes to the Club" adıyla bir remix albüm hazırlayan Sertab Erener'in hayranları Burcu Güneş'in de benzer bir isimde albüm çıkarmasına tepkili.

İşte albümde yeralan şarkılar:

1.Olmazsan Olmaz - Latino Mix
2.Maske - House Mix
3.Kaybol Benle - H20 Mix
4.Bu Gece - Electro Mix
5.Yalan - Electro Mix
6.Feel Your Love - Olmazsan Olmaz - Latino Mix
7.Kaybol Benle - Club Mix
8.Yalan - Space Mix
9.Bu Gece - Ethno Mix
10.Maske - Radio Edit
11.Kaybol Benle - Radio Edit
12.Bu Gece - Radio Edit

8 Ağustos 2008 Cuma

Tarkan'la göbek atmayı çok isterim


İki yıl önce Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda Ferhat Göçer'le, Aşık Veysel'in 'Uzun İnce Bir Yoldayım' şarkısını seslendiren İtalyan tenor Allessandro Safina, geçtiğimiz sene Turkcell Kuruçeme Arena'da Sezen Aksu'yla birlikte 'Bile Bile' adlı şarkıya düet yapmıştı. Safina, bugün de Turkcell Kuruçeşme Arena'da Sertab Erener'le birlikte düet yapacak. Konser öncesi oldukça neşeli olduğu gözlenen İtalyan tenor Türkiye'de daha önceki yaşadığı sahne deneyimlerini anlattı:

* İstanbul'a dördüncü kez geliyorsunuz. Burada olmak nasıl bir duygu? Daha önce Ferhat Göçer ve Sezen Aksu ile konser vermek için gelmiştim. Burada olmak benim için çok onur verici...

* Sertab Erener'le düet yapacaksınız. Kendisini tanıyor musunuz? Sertab Erener'i Eurovision'dan tanıyorum. Şahsi olarak kendisiyle tanışmıyorum.

* Heyecanlı mısınız? Nasıl bir konser olacak? Türkçe şarkı söyleyecek misiniz? Birlikte 4-5 şarkı söyleyeceğiz. Sürprizi kaçmasın diye daha fazla detay vermek istemiyorum. Yeni bir partnerle şarkı söyleyeceğim için çok heyecanlıyım.

* İstanbul deyince aklınıza ne geliyor? Boğaz ve büyüleyici bir manzara...

* Siz dünyanın pek çok yerinde konserler verdiniz. Kuruçeşme Arena'da Boğaz'a karşı konser vermek nasıl bir duygu? Sezen Aksu'yla verdiğimiz konseri de orada yapmıştık. Güzel bir deneyimdi. Yine aynı yerde Boğaz'a karşı konser verecek olmak benim için çok etkileyici. Ancak ben tenor olduğum için akustik anlamda Harbiye Açıkhava daha büyüleyici...

* İstanbul'daki hayranlarınızı nasıl buluyorsunuz? Dürüst olmak gerekirse diğer ülkelerde de unutulmaz deneyimlerim oldu ama Türk insanı çok sıcak ve misafirperver. İlk konserimi Harbiye Açıkhava'da vermiştim ve mükemmeldiler, çok etkilenmiştim.

* Tekrar İstanbul'a gelecek misiniz, kiminle düet yapmak istersiniz? Evet, gelmeyi düşünüyorum. Ama ben zaten Sezen Aksu, Ferhat Göçer gibi isimlerle düet yaptım. En büyük hayalimdi Sezen Aksu'yla şarkı söylemek... Bu sene de Sertab Erener'le güzel bir konserimiz olacak. Artık yeter... Ancak, Tarkan'la karşılıklı göbek atmak isterdim... (gülüyor)

15 Temmuz 2008 Salı

"Hayat Beklemez" kliplendi!


Sertab Erener, Elidor'un reklam kampanyası için yorumladığı Sezen Aksu bestesi "Hayat Beklemez" şarkısına klip çekti. Bahçeşehir Mamaza Cafe'deki klip çekimi keyifli anlara sahne oldu. Klibin yönetmenliğini ise Murad Küçük üstlendi. Erener klibi hakkında bilgi verirken, "15 yıldır klip çekiyorum, ilk kez klip hakkında fazla bir şey bilmeden sete geldim. Hayat Beklemez şarkısında özel insanların yaşamlarında bir yere kaçma ihtiyacı duyduğunu ve hapsolduğu dünyadan kaçma ihtiyacını resmediyoruz. Klipte herkes bir yerden kaçıyor, ben de konserden tüyüyorum ve birbirimizden habersiz bu insanlarla parkta buluşuyoruz" diye konuştu.

Bu kadar huzur dolu olmasını İstanbul'dan uzak yaşamasına bağlayan Erener, "Ben Sertab Erener'i dışarıdan seyretmeyi ve kendi hayatımda oyuncu olmayı tercih ediyorum. Kaçmalarım genelde içsel yolculuk şeklinde oluyor. Meditason yapıyorum veya hiçbir şey yapmıyorum. Hiçbir şey yapmamayı denemek de zor oluyor. İnsanın arada sırada yalnız kalması gerekiyor" dedi.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

"Şarkı söylemeyi bırakıp Afrika’da yaşayacağım"

Elidor'un yeni yüzü olan ve bu kampanya nedeniyle imajı tamamen değiştirilen Sertab Erener, görüntüsüyle birlikte hayat felsefesinin de değiştiğini söyledi. Sanatçı "Müziği bırakıp Afrika'da yaşamak istiyorum" dedi.

İşte Hürriyet'te dün yayınlanan Sertab röportajının tamamı >>
Saçınızın rengi, şekli çok güzel olmuş, size çok yakışmış Sertab Hanım...
- Teşekkür ederim... Elidor’un kampanyasıyla gerçekleşen bu değişim, açıkçası çok hoşuma gitti.

Elidor’un Türkiye’deki kampanyasının yüzü sizsiniz... Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
- Daha genç ve geniş bir hedef kitleye seslenmek için yeni bir kampanya başlatmışlar. Bu kampanyayı da bir felsefe üzerine oturtmuşlar. Benim bu proje içinde olma nedenim, sunuluşun, içinde bulunulan ortamın ve söylenilen her lafın benimle örtüşmesi. Özellikle de kampanyanın sloganı olan "Hayat beklemez" felsefesi, benimle tam örtüşüyor.

Kadının yaşam şekli değiştikçe saç şekli ve rengi de değişir. Sizde ise hayatınızda o kadar radikal gelişmeler olmasına rağmen pek değişim gözlenmedi. Neden?
- Güzel soru... Ben her zaman dengeli olmaktan yanayım. Hayatı böyle yaşamayı seviyorum. Çok yukarılarda ya da çok aşağılarda bir hayat yaşamayı sevmem. Çünkü böyle yaşamak, yıkıcı ve yıpratıcıdır. Dengeyi sağlayabilmekse kendini doğru tanımlamak, hayattan beklentilerini doğru belirlemek ve doğru kararlar vermekten geçer. Doğru kararlar verilmediğinde insanlar bunalım geçiriyor. Aslolan kendini bilmek, kendini tanımak ve mutlu olacağın şeyleri doğru tanımlayarak, seçimleri ona göre yapmaktır. Ben böyle hissediyorum, gençlere bunu tavsiye ediyorum.
Demir Demirkan’la 11 yıldır birliktesiniz. Bu kadar sağlam bir ilişkinin temelinde ne var?
- Demir’le ilişkimize başladığımızda ikimiz de böyle insanlar değildik. Ben kendimi mutlu etmek, bilgelik yolunda ilerlemek ve arınmak adına ne kadar değiştiysem, Demir de o kadar değişti. Belki de bu yüzden 11 yıldır bir aradayız. Yani ikimizde aynı anda arınma hedefli bir yola çıktığımız için... İlişkimizi bu durum sağlamlaştırdı. Kadın-erkek olmanın çok ötesinde bir yerde, birlikte olabilmenin hazzını aldık. Ruhsal olarak buluşmanın keyfi, bize derin ve olağanüstü bir ilişki getirdi.

Evlilik desem...
- İlişki dediğiniz zaman illa ki evlilik akla gelmemeli. İnsanoğlu olarak her şeyle ilişkiliyiz. Şu an ben sizinle de ilişkiliyim. Bunu tanımlamak, ismini koymak tamam çok dünyalı bir mesele ama işin özü değil. Dokunduğun her şey seninle birlikte yaşıyor ve seni yansıtıyor. Bunu tanımlamak gerekmez.

Peki çocuk...
- 30-35 yaş arası hormonlarım feci şekilde "doğur, doğur" durumundaydı. Artık öyle bir şey yok. Şimdi acayip şekilde şefkat duygum gelişti. Ne oldu bilmiyorum ama bir çocuk gördüğüm zaman burnumun direği sızlıyor. Bu, ona sahip olmakla ilgili bir istek değil. O bebeğin masumluğuna, temizliğine aşığım. Duruşumla, çocuklara verebileceklerimle belki anne olmaya aday en doğru insan benim, ama bunu başka çocuklara verebilirim. Bu anlamda başka projelerim var. Bu yaşam felsefemi küçücük bebeciklere verebilecek bir yapı oluşturmak istiyorum. Okul açmak gibi. Ama bu okul, bütün dünyanın tersine olacak.

Hangi anlamda tersine?
- Yani bize öğretilen her şeyin tersine. Bize öğretilen her şey güzel olsaydı, şu an yaşadığımız daha barışçıl bir dünya olurdu. Kendimizi tanımamız gerek. Kendimizi tanımamız için sakinliğe ve meditasyona ihtiyacımız var. Ben doğa ile iç içe bir okul açmak istiyorum. Tıpkı bahçede eğitim veren eski Yunan okulları gibi... Çocuğun matematiği öğrenirken portakal ağacının da nasıl yetiştiğini öğrendiği bir okul olacak bu... Organik okul diyebiliriz. Dünyada buna benzer Krishnamurti okulları var. Krishanamurti, Osho gibi bilge birisi. Ciddi bir hayat felsefesi var. Bunun için bir vakfı var ve vakıf bu okulları açmış. Dediğim gibi bu okullarda normal eğitiminizi alıyorsunuz. Bununla birlikte size Çello çalmayı da öğretiyorlar, meditasyon yapmayı da... Bu okullarda huzur, sakinlik ve dinginlik var. Öğrenciler bir yarışın içinde olmuyor.

Eurovision’dan sonra müzikal anlamda pek bir şey yapmadınız. Yeni projeler var mı, onlardan söz eder misiniz?
- Türküleri yeni bir icat ile İngilizce seslendirdiğimiz albüm Ağustos ayında Amerika’da piyasaya çıkacak. Türkçe albüm bu eylül’de bitecek. Bir de geçtiğimiz eylül ayında "Otobiyografi" adında bir konser yapmıştım. Bu konseri bir DVD haline getirmek istedim. Bu amaçla yola çıktım. Ama çocukluk resmi ekleyelim, araya görüşler de girsin derken bu bir konser DVD’si olmaktan çıktı, kocaman bir hayat filmi haline geldi. Benim hayatımı anlatan bir film oldu ve adını yine "Otobiyografi" koyduk. Bitmek üzere. Genç kuşak bu filmi izlerken, bütün bu şaşaanın, ciddiye aldığımız bir sürü hedefin, içinde sevgi ve eğlence olmadığı takdirde hiçbir anlama gelmediğini anlayacaklar. Benim bir başka hayat felsefem de, bizi biz yapan unsurlarla dalga geçmek... Her türlü değişikliğe açık olmak gerek, her türlü değişikliği tada tada yaşamak gerek. Yaşlılığı da... Ben bunu anlatmaya çalıştım...

"Yaşlanmak" size ne ifade ediyor?
- Biliyor musunuz, yaşlanınca en çok şu kelimeyi söylüyorsunuz; "Ben böyleyim..." Bence yaşlılık bu demek. Yaşlılık kendine çok fazla sahip çıkmakla başlıyor. Oysa beğenilerin başta olmak üzere her şeyi değiştirebilirsin. Mesela ben bugün, adı Emine olan bambaşka bir kadın olabilirim. Şu an bu starlığı, kariyeri her şeyi bırakabilirim. Zaten ileride gördüğüm kadın, bu değil.

İlerideki kadın nasıl biri olacak?
- Afrika’da yaşayan bir kadın olacağım. Hani Discovery Chanel’da hayvanlarla uğraşan, ayağında postalları, şortu olan, doğayla bütünleşen, doğanın içinde yaşayan, doğayı inceleyen kadınlar var ya, işte o kadınlar gibi yaşayacağım. Çünkü ben öyle biriyim. Ve bunu yapacağım... Her şeyi bırakıp, gideceğim. Sanırım Ajda gibi devam etmem... Ama bu sözüm sakın yanlış anlaşılmasın. Ben şunu demek istiyorum, o yaşa kadar bu mesleği, öyle bir aşka devam ettirebileceğimi sanmıyorum. O kadar sarılmıyorum. Benim hayatımda tek bu iş yok yani. Hayat sadece şarkı söylemekten ibaret değil. Ben zeytin ağacını saatlerce seyretmeyi, kedimle burun buruna nefes almayı seviyorum. Bütün bunları yapamayacaksam ve kendimi sadece şarkı söylemeye hapsediyorsam, yapamam. Ben böyle yaşlanmayacağım.Mor ve Ötesi’nin trend yaratacak malzemeleri yokMor ve Ötesi, çok beğendiğim ve keyifle dinlediğim bir gruptur. Bu Eurovision’un bazı esintileri var. Orada da bazı trendler gelip geçiyor. Bu yılki trend ne bilmiyorum. Ama eğer Mor ve Ötesi bu trende takılabiliyorsa, gerçekten bir başarı elde edebilir. Trendi yaratacak bir malzemeleri var mı derseniz, o yok... Erovision çok abartı seviyor. Umarım Mor ve Ötesi çok ciddi bir şov sahneye koyar. Kliplerindeki maskeler sahneye çıkarlarsa şahane olur. Amaç birinci olmak mı, hayır. Oradaki amaç, ülkemizi iyi temsil etmektir. Mor ve Ötesi’ndeki çocukların hepsi çok iyi İngilizce konuşuyorlar. Ciddi bir dünya fikirleri ve dünya felsefeleri var. Birinci olmasalar da bizi orada çok iyi temsil edebilecekler.
(Röportaj: Sema Denker-HÜRRİYET)

2 Mayıs 2008 Cuma

Reklam yıldızı Sertab

Yeni kampanyası için Madonna, Shakira gibi starlarla çalışan Elidor, Türkiye'de Sertab Erener'i seçti. Yeni kampanyasının yurt dışı ayağında Madonna, Shakira gibi starlarla çalışan Elidor, Türkiye'de ise yeni yüzü olarak Sertab Erener'i seçti. Bu kampanya için kendini İngiliz Andrew Barton’un ellerine bırakan ve çekim öncesi neredeyse baştan yaratılan Erener, önceki gün OTTO Santral'de, Elidor'un 1990 yılı yüzü olan Jülide Ateş'in sunumuyla gerçekleşen basın toplantısına katıldı. Toplantıda, Sezen Aksu'nun bu proje için bestelediği şarkı da dinletildi.

20 Şubat 2008 Çarşamba

Sertab'dan konser DVD'si

Şebnem Ferah'ın konser DVD'sinin başarılı olması üzerine sanatçılar bir bir konserlerini DVD halinde piyasaya sürmeye başladı. Bunlardan biri de Sertab Erener...Ünlü sanatçı müzikteki 15. yılını, 11 Eylül 2007'de Açıkhava'da büyük bir konserle kutlamıştı. Özel bir repertuvar ile sahneye çıktığı bu konserde Erener'e, Senfoni Orkestrası eşlik etmişti. Sezen Aksu, Levent Yüksel, Demir Demirkan, Nil Karaibrahimgil, Fahir Atakoğlu gibi ünlü sanatçıların konuk olduğu konser, martta DVD olarak satışa çıkacak.

2 Şubat 2008 Cumartesi

Sertab Azeri Eurovision finalinde

Sertab Erener, bu akşam Türkiye saatiyle 18:30'da, bu yıl ilk kez Eurovision'a katılacak olan Azerbaycan'ın Eurovision finaline konuk oluyor. 2004 birincisi Ruslana ve 2007 birincisi Maria Şerifoviç'in de katılacağı Azeri Finali, TRT-2, TRT-INT ve TRT-TURK kanallarından saat 18:30'dan itibaren izlenebilecek.

Bakü’de 2 Şubat Cumartesi günü Haydar Aliyev kapalı spor salonunda yapılacak olan yarışmanın adı: "Odlar Yurdu".

21 Ocak 2008 Pazartesi

Sertab Davos zirvesinde

İsviçre'nin Davos şehrinde 23-27 Ocak tarihlerinde toplanacak olan Dünya Ekonomi Forumu'nda, bu yıl ev sahipliğini Türkiye ve Fransa yapacak. Zirvede, 25 Ocak gecesi Sertab Erener-Demir Demirkan ikilisi, 26 Ocak'ta ise Demet Tuncer sahneye çıkacak. Dünya Ekonomi Forumu kapsamında 25 Ocak Cuma gecesi verilecek, ev sahipliğini Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit F. Şahenk'in yapacağı resepsiyona, Sertab Erener ve Demir Demirkan da sesleri ve şarkılarıyla renk katacak. Uzun süredir birlikte çalışan ikili, Davos'ta "Painted on Water" adını verdikleri yeni projeleriyle sahnedeki yerlerini alacak. Türkülere modern müziğin altyapısıyla yaklaşıp onların melodilerini dönüştürerek yeni bir forma kavuşturan "Painted on Water" projesinde, İngilizce şarkı sözlerinin arkasında, Madonna, Celine Dion gibi dünyaca ünlü şarkıcıların söz yazarı Grammy ödüllü Phil Galdston var. Zirvede 26 Ocak akşamı yapılacak 'Türk Gala Gecesi'nin sunuculuğunu ise, "Çocuklar Duymasın" dizisindeki Mary rolüyle tanınan Demet Tuncer üstlenecek. Tuncer sunuculuk görevinin yanı sıra, şarkıları, dansları ve ilginç tiplemeleriyle renklendirdiği özel gösterisiyle dünya ekonomisine yön veren işadamlarının karşısına çıkacak.

15 Ocak 2008 Salı

Sertab, Tarkan ve Şebnem Ferah'la 'Türk Kültür Yılı'

Rusya'da bu yıl yapılacak 'Türk Kültür Yılı' etkinliklerinde; Tarkan, İdil Biret, Sertab Erener ve Şebnem Ferah konser verecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan program taslağına göre; Moskova, St. Petersburg ile Kazan ve Soçi'de yıl boyunca çeşitli etkinlikler yapılacak. Rusya'da geniş bir hayran kitlesi olan Tarkan, St. Petersburg'un 'Şehir Günü' olarak kutlanan 27 Mayıs'ta sahne alması bekleniyor. Türkiye'nin tanıtımına büyük katkı sağlayacağı belirtilen Tarkan'la konser tarihi için görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. Etkinlikler kapsamında Sertab Erener'in de Moskova'da konser vermesi planlanıyor. Erener, konserinde klasik halk türkülerini caz yorumuyla söyleyecek. Şebnem Ferah ise rock müziği seven Rus gençleri için bir Rus rock grubuyla sahneye çıkacak. 'Türk Kültür Yılı' etkinliklerinin Moskova ayağında; Hüsnü Şenlendirici, İsmail Tunçbilek ve Aytaç Doğan'dan oluşan 'Taksim Trio' da konser verecek. (SABAH)

4 Kasım 2007 Pazar

İlk "Painted on water" konserinin ardından...

Sertab bildiğiniz gibi epey uzun bir süredir "Painted on water" adını verdiği 2.İngilizce albümüne hazırlanıyor. Kayıtlarını Demir Demirkan ile birlikte Amerika'da sürdüren sanatçı dünyaca ünlü müzisyenlerle birlikte Anadolu türkülerini İngilizce'ye çevirmekle meşgul şu sıralar. Albümün ilk tanıtımını ise geçtiğimiz günlerde Brüksel'de verdi. Ancak gelen haberler biraz üzücü, zira konser salonunu dolduranların büyük çoğunluğu Türk izleyiciler olunca Sertab'dan Türkçe şarkı söylemesi konusunda ısrarcı olmuşlar, bununla da kalmayıp çeşitli protesto söylemlerinde bulunmuşlar.
Konserin bu yeni albümün tanıtım konseri olduğunu dile getirmeye çalışsa da, kimi dinleyiciler ise Sertab'ın bu açıklamalarını dinlemeye kalmadan salonu terketmişler. Sertab ise basına verdiği demeçlerde olan bitene şaşırmadığını, Eurovision'da da bu gelişmeleri yaşadığını anımsatıp "bu albümde şarkılarımı herkesin anlaması için İngilizce yapıyorum" demiş. Doğrusu Sertab'ın işi hakikaten zor, ama ortaya çıkacak olan albüm konusundaki iddiasına bakılırsa da belki de Grammy'e oldukça yaklaşacak...

Hazır Sertab demişken, gelin Sezen Aksu ile ilk tanışmaları nasıl olmuş, Arif Keskiner'in kendi kitabından dinleyelim. Ünlü sinemacı, Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan "Elbette Çiçek" adlı anılarında, 13 Temmuz 1987’de Memduh Paşa Yalısı’nda yaşanan bir doğum gününü de anlatıyor:


Doğum günü kutlanan Sezen Aksu’dan başkası değildir. Müjde Ar, Atilla Özdemiroğlu, Onno Tunç, Meral ve Yaman Okay, Arif Keskiner ve "Çiftkurtlar Vehbi" diye bilinen Vehbi Küçüksubaşı davetliler arasındadır. Keskiner’e göre, geceyi düzenleyen "Çiftkurtlar Vehbi"nin asıl amacı, Sezen Aksu’ya Sertab
Erener’i dinletmektir. Ancak, Sezen Aksu sahnede Sertab Erener’i görür görmez
ilk tepkisini gösterir:"Ay ne rüküş kız böyle!""Gerçekten de" diyor Arif
Keskiner, "Sertab’ın üzerindeki kıyafet bir soliste yakışacak cinsten değildi."
Devamını kitaptan takip ediyoruz:"Gidin, arabadaki kıyafetlerimi getirin. Şunu
doğru dürüst giydirelim de öyle dinleyelim’ demiş Sezen.Belli ki Sezen,
Sertab’ın sesini duyar duymaz beğenmişti. Biraz sonra Sertab’ı içeri çağırdılar.
Sezen kendi elbiselerinden seçtiği birini kendi elleriyle giydirdi Sertab’a. Ve
Sertab, Sezen’in elbiseleriyle çıktı sahneye. Bu Sertab’ın Sezen’le ilk
karşılaşması, ilk tanışmasıydı...Sezen o gün kararını vermişti Sertab için:
Vokalisti olsun istiyordu. Sezen istiyordu ama Sertab yan çiziyordu: ’Ben
solistim zaten. Bundan böyle vokalist olmam’ demeye getiriyordu. Ama bu çok uzun
sürmeyecekti. Olaylar hızla gelişiyordu. Çünkü o tarihte Sezen, Zeki Alasya ve
Metin Akpınar’la birlikte Caddebostan’da Elma Kabare’ye çıkıyordu. Tam açılış
günü, Sezen’in ekibinde hem bas gitar çalıp hem de tiz sesiyle Sezen’e eşlik
eden vokalistlerden Harun Kolçak hastalanmıştı. Öyle bir vokalist bulmak
gerekiyordu. Bizim Vehbi orada da ortaya çıktı. Ve hem gitar çalıp, hem tiz
sesli olan Levent Yüksel’i önerdi Sezen’e. Levent de aynı tarihte, Erenköy’de
Fuad Paşa Konağı’nda Akın Arsunan’ın orkestrasında çalıyordu. Sertab’la
ilişkileri başlamıştı. Sanırım o ara, Sertab da eşinden ayrılmıştı. Derhal
Levent’le görüşüldü. Kabare biraz geç başladığı için, Levent zor bela
yetişiyordu Sezen’e. Levent, Sezen’e çalıp vokalistlik yaparken, Sertab kuliste
Levent’i bekliyordu. Sonunda fazla dayanamadı. O da Sezen’e vokalist oldu. Sezen
her ikisini de kanatları altına aldı. Onun misyonuydu bu. Şarkıcı fabrikası
gibi, Türk popuna şarkı ve şarkıcı yetiştiriyordu bütün anaçlığıyla. Sezen her
ikisine de kendi şarkılarını verdi."